Ekin Yaldız - Birey ve Zaman

 "Çünkü insan, birey olarak yalnız kendi kişisel hayatını değil, aynı zamanda, bilinçli veya bilinçsiz olarak, kendi çağının ve çağdaşlarının hayatlarını da yaşar..." Thomas Mann'ın 'Büyülü Dağ' romanında geçen bu cümle hakkında ne düşünüyorsunuz?

Şu an olduğumuz kişi ve başka koşullar altında olabileceğimiz kişi arasında ne kadar belirgin farklar var, değil mi? Oysa biz aynı biziz. Değişen şey sadece çevreyken veyahut zamanken insan kendi benliğinin de bunlarla aynı şekilde değişmesini nasıl açıklayabilir?  

Her insanın okunmaya değer bir öyküsü vardır. İnsan, gerek düşünceleri, yorumları gerek kendi karakterini yeşertip bu karakter ağacının köklerini kalbine ulaştırabildiği kadarıyla diğerlerinden ayrılır. Ama tam olarak onlardan kopabilir mi? Bence hayır. Onlardan tam anlamıyla kopmayı başarırsa zaten bu başarının büyük bedellerini de o topluma yabancılaşarak yalnızlığı iliklerine kadar hissetme bedeliyle öder. Keza Martin Eden, bu bedeli çok ağır bir şekilde ödemişti.  

Biz bireysel varlıklar değiliz. Her ne kadar bazen kendimizi bu bireyselliğin en içine kapatıp yalnız hissetsek bile bu bizim bireysel varlıklar olmadığımız gerçeğini değiştirmez. Kendi çağımızdan ve çağımızın kucak açtığı insanlardan ayrı değiliz. Örneğin, şu an işlediğimiz konuyla da alakalı olarak, Orta Çağ’da yaşamış bir insan özgür bir düşünce ortamında yetişmemiştir. Kilisenin ve din adamlarının belirlediği sınırlar içerisinde kendini geliştirebildiği kadar geliştirir. İstese bile bilgiye ulaşma imkanı sınırlıdır. Şu an içinde bulunduğumuz bu çağda ise bilgiye ulaşmak, bir rutin olmuştur. Her an, her bilgiyi teyit edebilme gücüne sahibiz, hatta çoğunlukla da şüpheci sürdürüyoruz hayatımızı. 

İnsan benim nezdimde maskeleri olan bir canlıdır. İçinde bulunduğu koşullara, çevresindeki insanlara, çağına ait olan ögelere bakarak hangi maskeyi takacağına karar verir.  

Kendi çağının etrafını kaplayan telleri aşıp kendi çağdaşlarından ayrı yollara sapan insanlar da elbet vardır. Yine eskilerden örnek vermek gerekirse, Akıl Çağı döneminde birçok ideolojinin doğmasını sağlayan düşünürler olmuştur. Thomas More, bu düşünürlerden biridir. “Ütopya” adlı kitabında İngiltere’nin adalet anlayışını ve toplum düzenini eleştirmiştir. Kendi çağının dayattığı veya kendi çağdaşlarının ortak bir ağızla doğru kabul ettiği düşünceleri o kabul etmeyi seçmemiştir. Dolayısıyla bu ayrımı yaşayan insanlar da yok değildir.  

Özetle, karşımıza çıkan bu istisnalar dışında insan etrafında yaşanan gelişmelere ve insanlara karşı kayıtsız değildir. Kendini bireyselleştirme yolculuğuna çıksa bile bu yol onu yine insanların ya da düşüncelerin arasına katar. Kendi zamanından ve kendi zamanının insanından kaçamadığı gibi onların içinde bulunduğu dünyada bulur kendini. Sonra da görür ki aynı hayatları yaşayan farklı insanlar olmuşlar.

Ekin YALDIZ 183 11/E

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Burak Şeddadı - Birey ve Zaman

Denizhan Yılmaz - Birey ve Zaman

Tuba Nur Korkmaz - Uçurum Sorusu